LXDE ve huzur.

Lxde’ye Pardus’ta denediğim günden beri bir yakınlığım var. Aslında Gnome 2den 3’e evrimleşmeden önce Gnome da ihtiyaçlarımı karşılıyordu ve “kullanılabilirdi”. KDE’de en çok sevdiğim masaüstü ortamlarından birisi. Sınırsız özelleştirmenin verdiği özgürlük hissi sanırım neler hissettiğimi tam olarak anlatabilir. KDE’nin de en önemli sorunu seveninin az olması. Aynı zamanda ağır bir masaüstü ortamı olması (ağırlıktan kastım büyüklük) sebebiyle çok fazla bakım yapılmıyor.

 

Lxde.org adresine gittiğinizde Gnome ve KDE’den farklı olarak “Lightweight” kelimesine yani sistemin hafifliğine vurgu yapılıyor. Dolayısıyla sistemi özelleştirmek ve bakımını yapmak daha kolay sanıyorum.

 

Şu an Linux dağıtımı olarak LinuxMint kullanıyorum. Lxde 12 sürümü KDE 12 sürümünden daha stabil. Başka KDE’yi iyi kullanan başka dağıtımlar kullanabilirdim ancak daha önce Linux kullanmamış birisine kullandığım sistemi gösterirken konsol kullanmak ya da bir hatayla karşılaşmak çok hoş bir durum değil. Dolayısıyla şimdilik LinuxMint-LXDE ile gayet huzurlu olarak hayatıma devam ediyorum.

Projeler Bölümü

Merhaba tekrar,

 

Uzun zamandır ilgilenmediğim bloğumda değişiklikler yaptım yine. Bloğa yazı yazmamam için tonla bahanem var ama en önemli sebebi üşengeçlik desek çok doğru olur heralde. :)

 

Bloğu eskisi gibi koyu renklere bürüdüm yine. Gözünüz yorulmasın enerji tasarrufu da yaparsınız hem. :)

 

Her neyse Projeler bölümü ile ilgili neler yapsam diye düşünüyordum. Daha doğru düzgün projem bulunmamasına rağmen bu bölümü açtım. :) Liseden arkadaşım olan Eray Arslan’ın blog’unda yaptığı gibi projelerimi paylaşmayı düşünüyordum. Ancak git kullanımını öğrenmek istediğim için GitHub üzerinde bir depo oluşturdum. Projelerim daha çok kişisel eğitim amacıyla oluşturulmuş basit kodlar olacak. Hepsini bir depoda paylaşmanın sorun çıkarmayacağı düşüncesindeyim.

 

Kodları GPL ile lisanslamayı düşünüyorum. Bunu için önce GPL’nin çevirisini okumak için belgeler.org‘a başvurmayı düşünüyorum. Sonrasında kodlarıma uygulamayı düşünüyorum. Kodları Linux üzerinde yazıp Windows üzerinde de çalışabilir hale getirip test edeceğim.

 

Olurda katkı vermek isterseniz github üzerinden (nasıl yapılacağını henüz bilmiyorum ama ) hata bildirimi, eksik özellik,farklı çözüm yöntemi bildirebilirsiniz.

 

Sağlıcakla :)

Açık Kaynak ve Linux üzerine

Birtakım gelişmeler var bu aralar. Pardus geliştiricilerinden bazıları görevlerini bıraktılar. Bu Linux’un Türkiye için bittiği ya da Pardus’un bittiği anlamına gelmiyor. Pardus biter Turkuaz başlar.Turkuaz biter falanca başlar. Şu 8-9 aylık açık kaynak dünyasında bulunduğum süreçte anladığım bu benim. En basit örnek Amarok-Clementine sayılabilir bu konuda. Çatallanmanın neden önemli olduğunu anlamak için biraz aramak internetten çok fazla yeterli oluyor özellikle bu konuda.

 

Özellikle bu son gelişmeler konusunu takip ederken bazı insanlar tanıdım. Açık kaynağa karşı olan birtakım kişiler . Haklı bulmasamda kişisel görüşleridir, saygı duyarım. Türkiye’de açık kaynağın ciddi anlamda anlatılmasına ihtiyaç var. Çünkü gerçekten anlamadan yorum yapan insan sayısı çok fazla. Çok fazla anlatılması gereken bir konu açık kaynak ve Linux insanlara.

 

Açık kaynak konusunda birtakım görüşler oluştu bende bir süredir. Özellikle Pardus sayesinde çok güzel şekillendiler . Çok fazla sebep var açık kaynağı sevmek için. Haa bu benim Kapalı kaynak düşmanı olduğumu düşündürebilir. Ancak öyle bir durum yok. Açık kaynağın daha üstün olduğu bazı durumlar olduğunu düşünüyorum. Mesela kararlılık ve güvenlik açısından bariz bir fark var. Ancak kapalı kodlu bazı yazılımlar, sistemler vs. daha kaliteli ve kullanıcı dostu olabiliyor. Bkz. Apple işletim sistemleri. Mac, iPhone, iPod vs. cihazların gerçekten çok kaliteli olduklarını düşünüyorum. Ve son kullanıcılar genelde bu gibi cihazları tercih ediyorlar. Açık kaynak yazılımların bu konuda katetmesi gereken çok yol var bence. Gerçi Ubuntu son kullanıcıya hitap konusunda çok dikkatli ancak GNOME 3 tüm hevesini kırıyor malesef insanın. Birçok insan bana Unity’den haberdar olup olmadığımı sorabilir . Ancak Unity GNOME 3’ten iyi gibi olsa da benim için GNOME 2 ya da KDE  GNOME 3 ile karşılaştırılamaz. Kullanışlılık açısından en azından. Ha son kullanıcı için çok iyi olabilir ama sanırım ben son kullanıcı değilim. Bilmiyorum artık neden Ubuntu’yu sevmemem.

 

Konuyu çok güzel dağıttım ancak şöyle bir toparlamak gerekirse Kapalı kaynak kod ile çok güzel işler yapılabiliyor. Kesinlikle kapalı kaynak kodlu yazılımlar ölsün gebersin vs. bir durum geçerli değil benim için. Hatta kapalı kaynak bazı projelerde bile çalışabilirim ilerde. Ancak hayatımın bir köşesinde mutlaka açık kaynak bulunur. Açık kaynak ve kapalı kaynak kodlu yazılımların üstün oldukları bazı durumlar var. Bunlar göz önünde bulundurulmalı. İyice araştırmadan bilgi sahibi olmadan yorum yapılmamalı.

 

Her neyse artık. Kalemimin mükemmel olduğunu söyleyemem. O yüzden bu yazıyı okuyanın bunu dikkate alarak okuması ve bir anlam bütünlüğü yakalayamayabileceğini göze alması iyi olur. :)

UberStudent

 

Pardus 2011.2’i üzerine GNOME yüklemeye çalışırken bozmam sebebiyle kalkıştığım, daha doğrusu zaten aklımdaki dağıtım deneme işini yavaş yavaş ilerletmeye başladım. Daha önce Ubuntu, JoliOS, sistemlerini üstünkörü incelemiş ve netbook üzerinde deneyip performans sorunları yaşadığım için yeni dağıtımları daha iyi bir bilgisayarda denemeye karar vermiştim. Şimdi yavaş yavaş bu planımı gerçekleştirebilirim.

 

UberStuedent’ı bilgisayarıma kurma isteği biraz yukarıdaki sebepler, çoğunlukla da yeni başlayan okuldan kaynaklanıyor. Öğrenci temelli bir dağıtım olması en çok cezbeden özelliklerinden biri.

 

Lafı fazla uzatmadan başlayayım.

 

UberStuedent Ubuntu 10.04(LTS) üzerinde değişiklik yapılmış bir dağıtım. Yani kurduktan sonra güncelleme yapınca 11.04 sürümüne ve dün itibariyle 11.10 sürümüne yükseleceğini ya da 3.x çekirdeğe yükseleceğini sanmayın. :) Güncellemeleri yaptıktan sonra 2.6.32 çekirdeği ve GNOME 2.30.2 sürümüne yükseliyor. Sitede LXDE ve GNOME yüklü sürümleri bulunuyor. LTS(Long Term Support) sürümü(Pardus’taki Kurumsal’a denk geliyor.) olduğundan kararlılık ön planda. Ancak güncelleme sırasında bir takım sorunlarla karşılaşabiliyorsunuz. Bende ilk önce mendeley desktop ile ilgili şu an tam hatırlayamadığım bir hata verdi. Sonra güncelleme dosyalarını indirirken 3 paketin verilen bağlantıda olmadığı hatası verdi.

 

Mendeley desktop hatasını “partial upgrade” yani dağıtım güncellemesi yapmadan önce güncellemek ve hata verdiği bağlantıyı web tarayıcı ile açtıktan sonra bir üst klasörden elle indirip kurunca sorun kalmıyor. Bu arada dağıtım güncellemesi yapmadan önce normal güncellemeleri kurmak bir çözüm olabilir.

 

Bu arada kurulum hayatımda gördüğüm en kolay kurulumlardan biriydi. Ubuntu’da daha çok uğraşmıştım. Ki Ubuntu kurulumunun ne kadar kolay olduğunu düşünüp karşılaştırını artık.

 

İçerisinde gelen yazılımlar gayet güzel seçilmiş. Tam DVD boyutunun 2.7 GB olmasını sanırım açıklıyor bu yazılımlar. Education sekmesinde ucuz e-kitap kiralayabileceğiniz iddia edilen siteler, Calibre e-kitap programı, GutenBrowser isimli Gutenberg projesi ile alakalı henüz nasıl kullanılacağını anlayamadığım uygulama, kişisel finans yönetim uygulamaları,sosyal ağlara bağlantılar, çevrimiçi çalışma çözümleri sağlayan sitelere bağlantılar mevcut. Bunun dışında internet sekmesinde de onlarca uygulama ve bağlantı mevcut.

 

Uygulamalarla ilgili dikkatimi çeken bir nokta çoğunlukla bir alternatif bir bulut sistem sunulmuş olması. Mesela kişisel yönetim uygulamaları için bulut sistem kullanmak isteyenler ya da notlarını bulut sistemlerde saklamak isteyenler için hep bir alternatif bulut sistem mevcut. Dikkatimi çeken bir nokta da gimp profesyonel işler çıkarmanız için içerisinde bir e-kitap geliyor. Bunun dışında başarılı olmak konulu sunumlarda dağıtımla birlikte geliyor.

 

KeepNote adında özellikle lab. derslerinde çok işe yarayan bir not alma uygulaması, Araştırma araçları yüklü Firefox, dosyalarınızı hızlıca aramanıza yarayan bir arama uygulaması ve önemli dosyalarınızı saklamaya yarayan TopShelf ve OO Writer uygulamaları üst panele sabitlenmiş olarak geliyor. Özellikle TopShelf ve KeepNote çok iyi ve işe yarayan uygulamalar.

 

Zotero adında sıkça duyduğum bir not alma uygulaması dağıtımın içinde geliyor ancak ben henüz kullanmadım.

 

Java programları çalıştırmak için kapalı kaynak kodlu Sun java 6 runtime kullanabilirken alternatif olarak OpenJDK java 6 runtime kullanabilirsiniz. Flash için aynısı geçerli değil ama. Adobe Flash Player’ı kullanmak zorundasınız. Ya da Gnash’i indirip kurabilirsiniz. PDF dosyaları için okular vb. Açık kaynak tercih edilmesi iyi olabilirdi şahsen.

 

Ofis uygulaması olarak OpenOffice öntanımlı olarak geliyor. Sanırım LibreOffice yüklemek çok zor olmayacaktır.

 

Dağıtımın geleceği hakkında söyleyebileceğim birkaç şey var. Şef geliştirici ve kurucu stephan ewen’ın yazdıklarından yola çıkarak kullanılabilirlik sorunları sebebiyle Unity arayüzü ve GNOME3 desteği olmayacak. GNOME3 hakkında çok fazla bilgim olmamasından bir yorum yapamam ancak Unity arayüzüne geçilmemesi kesinlikle çok mantıklı bir karar olacak. Yeni sürüm büyük ihtimalle Ubuntu’nun yeni LTS sürümüyle birlikte gelecek. Geliştirici ekip büyük değil. Bu açıdan LTS üzerinden devam edilmesi çok mantıklı bir karar.Umarım UberStuedent istenildiği gibi gelişebilir.

 

Son olarak öğrenme ile alakalı tüm ihtiyaçlarınızı sağlayak bir dağıtım arıyorsanız kesinlikle deneyin.

Pardus 2011.2’de Code::Blocks 10.05 Derlenmesi

Düzenleme: Bu yazıdaki bilgiler geçerliliğini yitirmiş olabilir. Yapılan işlem kaynak kod üzerinden derleme yapılması işlemidir. Bilgisayarınızın özelliklerine göre işlem uzunluğu değişebilir

Merhaba.

Öncelikle codeblocks ile başlayayım. Codeblocks şu siteden indirilebilecek C/C++ programları derlemek için kullanılan bir program  tümleşik geliştirme ortamı(IDE). Bende yeni tanıştım kendisiyle. Okulda zorunlu tuttular. “Bizim bilgisayarlarda bu yüklü sizde bunu yükleyin kolay öğrenirsiniz.” cümlesi herşeyi açıklıyor sanırım :). Bunun üzerine hemen Codeblocks’un sitesine girdim Linux üzerinde çalışabiliyor mu diye baktım. Çalışabildiğini öğrenince nasıl rahatladığımı sanırım anlatmama gerek yok. Windows için .exe uzantılı çalıştırılabilir dosyayı indirip çalıştırmak yeterli. Bazı Linux dağıtımları için de paketi mevcut. Pardus için paket depolarda mevcut değil. İnceleme sürecinde sanırım paket. Playground üzerinden paketi inşa edip kurmak gerekiyor.

Kurulum

———–

  • Paketin nereye oluşturulmasını isterseniz oraya gidip F4 tuşuna basın.
  • Şifrenizi girin. Yazmıyormuş gibi görünür ama yazar aslında.
  •  Biraz bekleyin işlem sürüyor biraz. Sonra tekrar altta açılan komut satırında “kullanıcı_adiniz@pardus2011~$ yazısı görününce paket oluşmuş oluyor. Görürsünüz zaten :)
  • Pakete tıklayıp yükleyin.Bitti.

Komut satırını kapatmak için tekrar F4 tuşuna basmanız yeterli olacaktır.

Klavye Savaşları

Klavyeler Ve Gerçekler

klavye1.jpg

Sanırım 1995 yılıydı, küçük bir bilgisayar firmasının teknik servisinde çalışmaktaydım. Akşam saatlerinde işten çıkmak üzereyken kapıdan bir babayla 10 yaşlarındaki oğlu girdi ve bilgisayar almak istediklerini söylediler. Ortalıkta ben ve sekreterden başka kimse olmadığından ilgilenmek bana düştü. Ne amaçla bir bilgisayar istedikleri, fiyatlar ve parçalar üzerine konuşurken baba, teknik servis dağınıklığı içinde parlayan beyaz temiz bir klavyeyi yerinden alıp inceledi ve “İşte tam alınacak bilgisayar, bunu televizyona bağlayabilir miyiz?” diye sordu. Ben ne cevap vereceğimi düşünürken çocuk hemen zavallı klavyeye bakıp “Ama bu Q değil ki baba! Eski bu, ben bununla yazamam.” dedi.

Hikâye nasıl devam etti hatırlamıyorum ama o günden sonra Q klavye standardının modern, F standardının da köhnemiş olduğuna dair önyargılar hep gözüme batar oldu. Eğer siz de böyle düşünüyorsanız okumaya devam edin, çok şaşıracaksınız.

Q Klavyenin Ortaya Çıkışı

Q Klavye pek çok kimsenin sandığı gibi ne modern bir standart ne de İngilizce için oluşturulmuş bir harf dizilimidir. Hikâyesi şöyle;

 

İlk yazı makinesi Christopher Latham SHOLES tarafından 1867’de yapılmıştı. Sholes’un makinesi bugünkü daktiloların atasıdır ve hemen hemen aynı prensiple çalışır. 10 Parmak daktilo kullananların iyi bildiği gibi daktiloda aynı anda iki karaktere bastığınızda kağıda doğru hareket eden kollar birbirinin üzerine gelerek sıkışmaya neden olabilir ve ne kadar hızlı yazarsanız bu sıkışma ihtimali o kadar yüksektir. Sholes teknik olarak aşamadığı bu sorunu en aza indirmek için operatörlerin hızlı yazmasını engellemenin yollarını aramıştır, bunun için de harflerin yerlerini alabildiğine karıştırarak İngilizce’de en çok kullanılan harfleri parmakların en zor ulaşabileceği yerlere yerleştirmeyi uygun görür ve Q klavye adını verdiğimiz harf dizilimi ortaya çıkar.

 

Bu konuda başka bir söylenti de vardır, buna göre Sholes’un makinesinin adı “Sholes & Glidden Type Writer” olarak geçer. Buradaki “Type Writer” kelimelerini oluşturan harflerin tamamı Q klavyenin en üst sırasında yer almaktadır. Böylece satıcılar, bir kağıda kolayca “Type Writer” yazarak ürünlerinin yeteneğini karşılarındakine gösterme şansı bulmaktadırlar.

 

Sebebi her ne olursa olsun Q standardı modern bir mühendislik ürünü olmaktan çok uzaktır. Bu durum uzun yıllar eleştiri konusu olmuştur ancak İngilizce’ye uygun bir dizilimi olsa da hiç kullanıcısı olmayan yeni yazı makinelerini satmak neredeyse imkânsız olduğundan köklü bir değişiklik yapılamaz. Aslında Washington State Üniversitesi’nden Prof. Dr. August DVORAK, 1932 yılında İngilizce’de çok kullanılan harflerin, klavyenin en kolay ulaşılabilir yeri olan orta sırasına toplandığı bir klavye dizilimi önermiştir. Dvorak klavyesi olarak adlandırılan bu dizilim aynı nedenden ötürü yaygınlık kazanamamış, çağdışı ve bilimsel temeli olmayan Q standardı günümüze kadar hâkimiyetini sürdürmeyi başarmıştır.

klavye2.jpg

F Klavyenin Ortaya Çıkışı

F Standardı ise sanıldığının aksine en modern klavye standartlarından birisidir. F klavyeyi İhsan Sıtkı YENER’e borçluyuz. Yener, 1950’li yıllarda Amerika’da Ölçme-Değerlendirme yüksek lisansı ve Eğitim Metotları doktorası yapan değerli bir bilim insanımızdır. 1946 yılından itibaren de Türkçe’ye uygun bir klavye standardı için resmi makamlar nezdinde girişimler yapmaya başlamıştır.

 

Bu girişimler sonucunda, Yener ve yabancı uzmanların da içinde bulunduğu bir komisyon kurularak çalışmalar başlamış. Komisyon TDK kılavuzundaki 30 bine yakın kelimeyi inceleyerek en çok kullanılan harfleri tespit etmiş. Sonra parmakların fiziksel güçleri ve hareket özellikleri incelenerek harfler klavyede en uygun yerlere yerleştirilmiş. O gün yapılan çalışmalara göre Türkçe’de en çok kullanılan beş harfin sırasıyla, a, e, k, i ve m olduğu ortaya çıkmış. İş yükünü her iki ele eşit paylaştırmak için de sol el yaklaşık yüzde 49, sağ el de yüzde 51 oranında kullanılacak şekilde harfler yerleştirilmiş. Böylece bugün kullandığımız F standardı ortaya çıkarılmış.

 

Aslında benzer bir çalışmayı İngilizce için Dvorak’ın yaptığını yazmıştım. Asıl sorun F standardının akıbetinin Dvorak standardına benzememesini sağlamaktı. Çünkü o günlerde Türkiye’de 40 bine yakın yazı makinesi mevcuttu ve bu makinelerin F standardına dönüştürülmesi ve yeni ithal edilecek ve üretilecek makinelerin de buna göre düzenlenmesi gerekiyordu. Bu iş yeni bir standart geliştirmekten çok daha zordu.

 

İşte İhsan YENER’in ne büyük bir iş yaptığını buradan anlayabiliriz. Çünkü F dizilimi 20 Ekim 1955’te standart Türkçe klavye olarak kabul edilip gümrük kanunlarına “bundan sonraki ithalat standart Türk klavyesine uygun olacak” diye bir madde eklendikten sonra büyük bir eğitim seferberliği başlatılmıştır. Yener, bu eğitim seferberliğinde Ticaret Meslek Liseleri’nin müfredat programının hazırlanmasında görev almış ve çeşitli okullarda bizzat eğitici olarak çalışmıştır. Ancak büyük maliyeti ve zorluğundan dolayı mevcut yazı makinelerinin olduğu gibi bırakılmasına karar verilmiştir. Sonuçta bu eğitim çalışmaları çok başarılı olmuş ve 1974 yılında Türk Standartları Enstitüsü tarafından F klavye zorunlu standart olarak kabul edilmiştir.

 

Bu değişim Cumhuriyet tarihindeki büyük başarılardan birisidir. Uluslararası daktilografi ve steno yarışmalarına F klavye ile katılan yarışmacılarımız bu şampiyonalarda 28 defa dünya birincisi olarak bu başarıyı kanıtlamışlardır. Bu birinciliklerin 14’ünde dünya rekoru kırılmış olması da önemlidir.

 

Bir başka ilginç durum ise F klavyenin İngilizce için de çok uygun olduğu gerçeğidir. Yapılan bir deneyde F klavyeyi 10 parmak yazan bir denek ile Q klavyeyi 10 parmak yazan deneklere aynı İngilizce metin verilmiş. Q Klavye kullananlar dakikada ortalama 32–35 kelime yazarken F klavye kullanan 72 kelime yazmış.

Peki, Sonra Ne Oldu?

Uzun yıllar tüm bilgisayar ve yazı makineleri F klavye olarak ithal edilmeye devam edildi. Ancak özellikle üretim bandındaki dizüstü bilgisayarların klavyelerini F standardına dönüştürme maliyeti masaüstü klavyelerinden fazla olduğu için 1990’lı yıllarda yaygınlaşan dizüstü bilgisayarlardaki fiyat farkı kullanıcıları caydıracak düzeye gelmeye başlamıştı. Sonuçta raflar Q klavyeler ile dolmaya başladı. O günlerdeki manzaraya göre yeni teknoloji olarak görülen dizüstü sistemlerde ve yeni bilgisayarlarda şık Q klavyeler rafları süslerken karşısında F klavyeli eski bilgisayarlar ve köhne daktilolar duruyordu. Bu manzarayı gören eğitimsiz yeni nesil ise haklı olarak yazımın başında belirttiğim sonuca ulaştı.

 

O yıllarda çok ilginç ve ironik bir gelişme de yaşandı. Bildiğiniz gibi klavyeler için çeşitli çıkartmalar (sticker) bulunuyor, bunları yapıştırarak bilgisayar klavyenizi istediğiniz standartta kullanabiliyorsunuz. Yani aslında Q klavyeye bir F çıkartma yapıştırılması kadar basit bir çözümü olan bu sorunun Q-Türkçe gibi ucube bir çözüm ile halledilmiş olması en az Sholes’un Q standardını icadı kadar saçma görülebilir.

klavye3.jpg

Şimdi Ne Yapacağız?

Merak etmeyin, Q standardını tercih edenleri aşağılayan fanatiklerden değilim, ancak bu konunun açıldığı her forumda hakaretlere varan çok ateşli tartışmalar çıktığına bizzat şahit olmuş birisi olarak “başımıza ne geldiyse cahillikten geldi” diyerek bu yazıyı yazdım.

 

Sonuçta 10 parmak yazmıyorsanız bu sizi çok ilgilendiren bir konu olmayabilir. Eğer 10 parmak yazıyorsanız da zaten neyin ne olduğunu biliyorsunuzdur. Bence bu büyük oranda verimlilik ile ilgili bir konu ancak HP Türkiye Genel Müdürü Şahin TULGA’nın başka bir fikri var: Tulga, SAP Teknoloji Günleri 2003’te Amerika’da aldığı eğitim sürecinden bahsederken; düşünme eyleminin daima ana dilde yapıldığını, bunun yaratıcılık ve özgüveni tetikleyeceğini, Türkçe için özel olarak geliştirilmiş F klavyenin de bu nedenle özellikle kullanılması gerektiğini savunmuştur.

 

Benim tahminime göre şu anda ülkemizde Q klavye ezici bir üstünlük ile kullanılıyor. F klavye ise çoğunlukla resmi kurumlarda ve bir miktar da benim gibi geçmişinde 10 parmak tecrübesi olanların elinin altında bulunuyor artık. Q standardının dünya genelindeki yaygınlığına bakılırsa belki de bu doğal bir sonuç; nihayetinde müzik dinlemek, gazete okumak, oyun oynamak isteyen bir kullanıcı için klavye standardının hiçbir önemi yok, önüne ne konulursa kullanır. Yeter ki bu konuda bir önyargısı olmasın ve bir gün hızlı yazmaya karar verdiğinde F klavyeyi tercih edecek ve gerektiğinde savunacak bilince sahip olsun.

 

Ayrıca klavyenin artık tedavülden kalkacağını düşünenlere de klavyelerin öyle hemen ortadan kalkmayacağını öne sürüyorum. Belki dinozor olarak tabir edilen 1,44 MB disket sürücüler gibi uzun yıllar masaüstümüzde yerini koruyacak. Ama bu yeni teknolojilerin önünde bir engel değil ve F klavyenin durumundan ders alarak yeni teknolojiler için yatırım yapmak gerekiyor. Ses tanıma gibi teknolojiler henüz yaygın kullanıma sahip olmasa da teknoloji şirketlerinin uzun zamandır en çok AR-GE yatırımı yaptıkları konular olduğu biliniyor. Önümüzdeki 5 yıl içerisinde bilgisayarlarımızı sesli komutlarla idare edebileceğiz ve belki de e-postalarımızı konuşarak ya da dijital kağıtlara el yazısı ile yazmaya başlayacağız. Dahası teknoloji geliştikçe, çok çeşitli amaçlarla farklı biçim ve özellikte cihazlar kullanıyor olacağız. Eğer bu cihazlar ve teknolojilerde Türkçe desteği bulunmazsa ülkemizde çok ciddi kültür erozyonu ortaya çıkacaktır.

 

Bir 10 yıl sonra evimize aldığımız cihazlarla iletişim kurmak için  İngilizce kullanmaya mecbur kalmak istemiyorsak, çocuklarımızın Türkçe’nin yok sayıldığı bir teknoloji ile yetişmesine göz yummamak için, yakın gelecekte tanışacağımız yeni teknolojilerde ve kullandığımız tüm programlarda sürekli olarak Türkçe desteği konusunda ısrarlı ve yön verici tavır takınmalıyız ve TÜBİTAK, TDK gibi kurumlar ile özel firmaları da yönlendirmeliyiz.

 

Kaynak: www.özgürlükicin.com

Yazar: Ali Erkan İMREK

Lisans:(Creative Commons by-nc-sa)

%d blogcu bunu beğendi: