Milano Konferansı sonrası

Merhaba,

“Milano’da katıldığım konferanstan yaklaşık 1 ay sonra blog yazımı tamamlayabildim. Daha önce tamamlayacaktım ancak sürekli araya bir şeyler girdi ve yazı da biraz uzundu. Ve evet. Biraz tembelim :). Milano dönüşü uçakta beklerken ve uçakta bir şeyler karaladım. Bu yazı da onun bilgisayara dökülmüş halidir. İyi eğlenceler”

Milanoda katıldığım konferanstan sonra deneyimlerimi aktarmak istedim. Türkiyede bir kaç etkinliğe katılmıştım LKD adına konuşma da yaptım. Bolca da konuşma dinledim. Ama hiç bu kadar büyük çaplı bir konferansa katılmamıştım. Yazı iki kısımdan oluşacak ilk kısım daha çok konferans sırasındaki gözlemlerimden ikinci kısım İtalya, Milan ve Kültürel deneyimlerden oluşacak.

Dediğim gibi ilk defa bu kadar büyük boyutta bir konferansa katılıyorum. Dünya’nın her yerinden pek çok insanın katıldığı bir konferans. Tamamen LibreOffice üzerine yoğunlaşmış bir konferans. Bir konferanstan bu kadar çok deneyim kazanabileceğimi bilmiyordum açıkçası. Bana kalsa kendim kalkıp oralara gidemezdim. Yol masrafımı TDF aracılığıyla Google karşıladı. Eğer bir şekilde böyle bir etkinliğe katılma şansınız olursa kaçırmayın.

Konferans sırasında iki akşam boyunca “hackathon” yapıldı. Biri CloudOn sponsorluğunda OOXML üzerine öbürü ise Google sponsorluğunda daha genel bir hackathondu. İki hackathona da katıldım. Diğer Summer of Code öğrencileriyle birlikte çalışma fırsatı bulduk. Siqi ve Florian ile bir hata çözdük. “Kendy” nin yardımıyla projemde eksik bir özellik üzerine çalışmaya başladım tekrar. Michael’dan da aynı anda birden fazla kişinin ortak çalışmasını sağlayan bir özellikle ilgili nereye bakmam gerektiği hakkında bilgi edindik. En önemlisi de kendimi daha özgüvenli biri olarak buldum bu olaylar sırasında. :)

Görsel hafızaya sahip biri için tanıştığı insanları yüzlerle eşleştirmek iyi bir şey. Bir isim geçtiği zaman ne üzerinde çalıştığına dair fikir kafanızda direk beliriyor. Sosyal yeteneklerim İngilizce de çok iyi değil. O yüzden çoğunlukla dinleyen taraf oldum. Dinlerken harcadığım çaba konuşurken harcadığım çabadan kat kat kat kat kat kat kat daha az. :D Eve dönüş yolunda bu zamanı buldum. Bazı fikirlerimi anlatmaya karar verdim. Bunun için de Blog’dan daha iyi bir yer olamazdı sanırım.

 

Uyarı: Buradan itibaren tamamen kişisel görüşler devreye girmektedir. Bazı kısımlar alakasız ya da yanlış olabilir. Görüş belirtmekte ya da görmezden gelmekte özgürsünüz.

 

CloudOn konferansta OOXML üzerine yoğunlaştıklarından bahsetti. Yani MS Office’in sonu x ile biten formatlarının LibreOffice üzerinde kullanılması ve aynı dosyanın tekrar MS Office üzerinde açılması üzerinde yoğunlaşıyorlar. Bu iş için İngilizce terim interoperability. Uygun Türkçe karşılığını bilmiyorum.

CloudOn’un bu yaklaşımı seçmesi tabi ki kendi işlerine yaradığı için. Aynı zamanda LibreOffice için de çok iyi. Kendi arkadaş çevremde işlerin nasıl yürüdüğüne bakarsak sanırım bunu daha iyi anlayabiliriz. Şirketler için durum farklı olabilir tabi ki. Etrafımdaki arkadaşlar ya bilgisayarlarında yüklü gelen MS Office sürümlerini ya da korsan versiyonlarını kullanıyorlar. Ve hayatlarından gayet memnunlar. Başka hiç bir şeye ihtiyaçları yok. Çünkü ofis programı onlar için bedava. :D Microsoft Office onlar için “orjinal” ofis programı. Birkaç kişiye boşuna Ofis arama LibreOffice senin ihtiyacını karşılar dediğim zaman ilk etapta deneyenler oldu. Bu konuşmanın aramızda geçtiği pek çok kişi bunu denedi. Ama ilk yaptıkları şey LibreOffice’i MS Office ile karşılaştırmak oldu. İlk beğenmedikleri şeyde nefret etmeye ve bir daha kullanmamaya başladı bir kısmı.

MS Office’in “orijinal” ofis programı olması (kullanılan kopya korsan olsa bile) MS Office formatlarının kullanılmasını sağlıyor. Kimse de ODF kullanmayı denemiyor. Kendi çevremdekilere LibreOffice’i tavsiye ederken ben de başka bir yol geliştirdim. İnsanlara LibreOffice kullanmalarını, bir sıkıntı yaşarlarsa eski MS formatlarını kullanmalarını öneriyorum. Eski binary formatlar (doc, xls, ppt,…) yeni OOXML formatlarına göre (docx, xlsx, pptx,…) daha iyi çalışıyorlar. Bu yolla insanlar daha az sinirleniyorlar ofis programı kullanırken. Bir süre kullanmalarına devam ettikten sonra ODF formatlarına (odt, odp, …) geçmelerini öneriyorum. Böylece etrafımdakiler LibreOffice ile daha acısız tanışabilmiş oluyorlar. En azından bir kaç kişiyi bu yolla kazandırabildim sanıyorum :D

Benim gibi öğrenciler için, ofis programına çok fazla ihtiyaç duymayan işletmeler için, öğretmenler için insanların LibreOffice’e geçişi OOXML filtrelerinin düzgün çalışmasına bağlı. Büyük firmalar için durum daha farklı olabilir tabi ki. Farklı göç senaryoları yazılması gerekebilir. Ama benim çevrem için bu şekilde.

OOXML’e yönelmek iyi güzel, ama yeterli değil. LibreOffice çok iyi bir topluluğa sahip. Brezilya, Fransa, Almanya, İtalya toplulukları gibi büyük boyutlu toplulukların yanında Türkiye de de gelişmekte olan bir topluluk var. Yani yardım alabileceğiniz, yardım edebileceğiniz bir topluluğumuz kendi dilimizde de mevcut :) Ancak geliştiricilere de kullanıcılar kadar ihtiyacımız var. Android, İOS cihazlar için uzaktan kumanda uygulamaları gibi güzel özelliklere ihtiyacımız var. (Bir saniye bu uygulamalar zaten yapılmamış mıydı? ;) ). Bir dosyada ortak çalışmayı sağlayacak özelliklere ihtiyacımız var. Daha iyi bir tasarıma ihtiyaç var. Daha iyi simgelere ihtiyaç var. İnsanlara LibreOffice’in varlığını duyuracak insanlara ihtiyaç var. Son kullanıcıyı etkileyen küçük sorunların çözülmesine ihtiyaç var.

LibreOffice’te yardım edilebilecek bir sürü yer var. Geliştirmeye yeni olanlar için “EasyHack” etiketli hatalar var. Tasarımdan anlayan ve yardım edebilecekler için hali hazırda devam eden bir sürü çalışma var. Varlığından haberdar olmadığımız hatalar için testçilere ihtiyaç var.

Geliştiriciler için Türkçe bir de geliştirici listemiz var. Şu an tek yardım alabileceğiniz benim ancak bu durumu değiştirebiliriz ;).

Konferansta bir çok konuşma vardı. Ben geliştirme ile alakalı olandaydım daha çok. Daha çok dinleyen öğrenen taraf olduğım için söyleyebileceklerim bu kadarla sınırlı malesef.

İkinci Kısım

İlk kez yurtdışına çıkmış oldum bu konferans sayesinde. Bu da heyecanımı iki katına çıkarmış oldu. Milanoda mimari çok iyi. Sanırım tüm Avrupa bu şekilde olabilir ama sokakta yürürken kendinizi iyi hissediyorsunuz. İnsanlar canayakın, soğuk değiller. Soru sorduğunuzda anlıyorlar ancak İtalyanca cevap veriyorlar. :D Gitmeden Duolingo’dan 2-3 kelime İtalyanca öğrenmek iyi olabilir. Kelimelerin okunuşu Türkçe bilen biri için çok kolay. İngilizce kelimelerin Türkçe okunuşu gibi zaten pek çok kelime. Yolunuzu bir şekilde bulursunuz. Gitmeden telefonunuza offline çalışan bir çevirici ve tripadvisor’u yükleyin. Çok işe yarayan iki uygulama oldu bunlar benim için.

Görülebilecek yerler az. Duomo(Katedral), Galleria ve La Scala yı görün giderseniz. Bu üçü aynı yerde zaten. Fırsatım olmadı ama gidip Castello’yu görün şansınız varsa. San Siro, Como gölü de gidilmesi gereken yerler arasında ama ben oralara da gidemedim. :D İnternette yeterince bilgi mevcut. Gitmeden önce dersinize iyi çalışırsanız sorunsuz geçirirsiniz günlerinizi öyle bir yer kendisi.

Katedralde bir yığın heykel vardı. Her boş buldukları yerine bir heykel kondurmuş adamlar. En tepede de bir tane som altın heykel var. Her taraf heykel. Hep heykel. Katedral baya büyük bir bina. Gidip görün. Bir şey diyemiyorum :)

Milano hakkında internette hali hazırda olan bilgilerden başka bir şey söyleyemeyeceğim. Ekşide yazılanların çoğu doğru. Ona göre gidin ona göre gelin :D

Şimdilik bu kadar.

Reklamlar

GSOC ve yeni blog.

efegurkangsoc2013.wordpress.com

Summer of Code esnasında yaşadıklarımı burada anlatacağım. Koda girişmek isteyenler de ziyaret edebilir. Hem Türkçe hem İngilizce.

Linux Masaüstü Son Durum

Merhaba,

Öncelikle bu yazının kişisel görüşlerimi içeren uzun bir yazı olacağını belirtmek isterim. Hazırlıklı olun. :)

Başlangıç

Her zamanki gibi eve gelip bilgisayarımı açtım. Bir kaç ay önce bilgisayarıma Debian yüklemiştim. Debian yüklememin sebebi kararlılık konusunda verdiği güvendi tamamen. Ancak kararlılığın getirdiği bazı dezavantajlar var tabi ki. Debian Stable deyince insanların aklına ilk gelen şey olan eski sürüm kullanımı mesela. LibreOffice ile uğraştığım için eski olsun sağlam olsun mantığında ilerleyip, yüklemiştim Debian’ı. Kararlılık konusunda bir sıkıntım yok elbette. Ancak Fedora’da oluşturduğum ortamı kaybettim. Yeniden Kendime uygun masaüstünü oluşturmam gerekiyordu. Debian Stable’da GNOME 3.6 öntanımlı geliyordu. Malum sorunlar nedeniyle 8765389274812941648791764879162879804687913248129 tane eklenti kurup GNOME’u kullanılabilir yapmaya çalıştım. Sonra XFCE’yi denedim. Sonra KDE, Cinnamon olarak devam ettim. Şu an hala Debian kurulu ve KDE’yi en sık kullanıyorum. Fedora’da hazırladığım ortamı kaybettim ve bir kaç video izleyip gaza geldim. :) Sonra bu yazıyı yazmaya karar verdim. İleride bu yazıyı yazmama sebep olan durumu anlayacaksınız zaten.

Linux Masaüstü, Dağıtımlar ve Son Durum

Pardus’tan beri sürekli farklı dağıtımlar denedim, farklı masaüstü ortamları denedim. Hatta Özgür Penguen için bu konuda bir sunum bile yaptım. Her dolaştığım noktada farklı sorunlar, eksikler buldum. Artı yönler de var tabi ki hepsinde. Ancak kendimi ait hissettiğim bir dağıtım, masaüstü ortamı arayışım tam olarak çözümlenmiş değil. Yazının amacı da benimle aynı arayışa girmiş insanlar için bir yol gösterici niteliğinde olur diye umuyorum.

Benim için bir bilgisayarımı açtığımda beni bekleyen ortamın güzel görünmesi önemli. Aynı zamanda kullanılabilir olması da önemli zira üzerinde çalışmam da gerekiyor. Aşağıda bazı kriterlerimi yazdım. Amaca yönelik olarak sınıflandırdım. Onlara bir bakalım.

1 – Dağıtım Seçimi

Dağıtım seçimi duruma göre çok ciddi olabilecek bir konu. Duruma göre de o kadar önemli olmayabiliyor. GNU/Linux sistemleri UNIX tabanlı olduğu için her şey birbirinden ayrı parçalar halinde. Örnek olarak YouTube üzerinden bir video izlerken bilgisayarınızda bir sürü farklı program çalışıyor. Gelen videonun şifresini çözen video kodekleri, çözülmüş videoyu ekran kartına ve ekrana gönderen sürücüler, sesi çözen ve oynatan sürücüler, bu yazılımların donanımla bağlantısını sağlayan çekirdek vb. hepsi ayrı birer parça. İşlemi anlatırken terimlerde hata olabilir ama siz anladınız :) . Her parçayı ayrı ayrı ele aldığınızda oldukça iyi hatta çok iyi yazılımlar olduklarını görebilirsiniz. Ancak bu parçaları düzgün olarak birbirine bağlamak gerekiyor. Düzgün bağlanmayan parçalar tabi ki size sorun olarak geri dönüyor.

Dağıtımlar bu parça birleştirme işine farklı yaklaşımlarda bulunuyorlar. Amaca yönelik bir seçim yapmanız gerekiyor.

1.1 – İş istasyonu (Workstation):

İş istasyonu olarak kullanılacak bir bilgisayarda en önemli şey bilgisayarın işi yapabilmesidir. Yani olabildiğince az hata olması, kararlı olması önemlidir. Sistem çalıştığı sürece değişiklik yapmamak gerekir. Şahsi görüşüm Debian Stable, CentOS ya da RedHat gibi bir dağıtım kullanılması yönünde. Diğerlerini kullanmadım ama Debian’ı bu amaçla kullanmak için kesinlikle öneririm. Sürüm mekanizması çok başarılı bu konuda. Kararlı sürümler arasında 2 yıl gibi bir süre var. Ve sanırım yeni kararlı sürüm çıksa bile bir önceki kararlı sürüme destek verilmeye devam ediliyor bir süre daha. Yeni sürüm çıkmadan 6 ay kadar önce paketler donduruluyor ve sadece ciddi hata güncellemeleri ve güvenlik güncellemeleri alınmaya başlıyor. Bu da bugün kurduğunuz bir yazılımın en az 2 yıl boyunca aynı şekilde çalışacağını garanti ediyor. Güvenlik için gereken güncellemeleri de almaya devam ediyorsunuz.

Ancak Firefox(iceweasel) gibi bir yazılım için de güncelleme almayacağınızı unutmayın. Burada ufak bir dokunuşta bulunabilirsiniz. Kurduğunuz sistemin yıllarca çalışmasını istiyorsunuz ancak bazı paketlerin de güncel kalmasını istiyorsunuz. Bu durumda daha güncel ama daha kararsız depolardan paketleri kararlı sürüme yükleyebilirsiniz. Debian Wiki’de detaylı bilgi bulabilirsiniz. Burada benden bir not; Başka yazılımları üzerinde çalıştıran, başka yazılımların bağlı olduğu paketler için bunu yapmayın. Mesela KDE, GNOME gibi paketler için bunu yapmayın. Aynı şekilde gtk, qt paketleri için de bunu yapmayın çünkü Debian’ın sunduğu kararlılık o zaman bozulabilir. Ama Firefox, LibreOffice gibi paketler için güncel depoları kullanabilirsiniz. Diğer depolardan çektiğiniz paket sayısını az tutmaya çalışın.

Kurulum ve ayar işlemleri esnasında bilen birinin bulunması iyi olabilir. Bazı sürücüler kapalı olduğu için Debian depolarında değiller. Bunları etkinleştirmek için biraz teknik bilgi ve okuma gerekebilir.

1.2 – Ev kullanıcısı:

Kararlı ya da daha uç bir dağıtım kullanabilirsiniz. DistroWatch’taki önemli dağıtımlar kısmındaki herhangi biri sizin için uygun olabilir. Bilgi seviyenize göre istediğinizi seçebilirsiniz. Özelleştirme vs uğraşırım gibi bir isteğiniz varsa arch, gentoo gibi dağıtımlar sizin için iyi olabilir. Kolay yüklensin kolay kullanayım gibi bir şey istiyorsanız Ubuntu,Mint gibi bir dağıtıma yönelebilirsiniz. Fedora da sizi oldukça memnun edebilecek bir dağıtım.

2 – Masaüstü ortamı

Ve dananın kuyruğunun koptuğu yerdeyiz. Belirttiğim gibi benim için bazı kriterler var kendimi rahat hissetmem için. En önemlisi güzel görüntü. Daha sonra özelleştirme ve düzgün kullanabilme geliyor. Özelleştirme dediğinizde ilk aklınıza gelmesi gereken KDE. Ne kadar çok ağır görünse de aslında ağır değil. Size çok sayıda farklı masaüstü sunuyor. Hepsini yüklerseniz ve masaüstü efektlerine abanırsanız elbette ağır olacaktır. Ama sadece plasma masaüstü gayet güzel özellikle 4.10’da yapılan küçük dokunuşlar oynak bildirim ekranlarını kaldırıyor. Eğer Chakra gibi bir dağıtım kullanmıyorsanız gtk paketlerini yükleyip LibreOffice ve Firefox’un güzel görünmesini sağlayabilirsiniz. KDE’nin çok iyi özellikleri var ancak çok kolay ayarları bozabiliyorsunuz. Masaüstünde yaptığınız değişikliklerden bahsetmiyorum, o kısımda sistemi bozmanız zor. Ancak söz konusu Font’lar olduğunda bozup tekrar düzeltememe ihtimaliniz var. 1 – 2 dağıtım haricinde de KDE fontları düzgün olarak ayarlanmış gelmiyor malesef büyük dağıtımlarda. Ortalama bir kullanıcı KDE kullanmak istiyorsa Fedora ya da openSUSE görünüm işini gayet iyi hallediyorlar. Görünüm konusunda özellikle tema konusunda ise önerim KDE 4.10 kullanabileceğiniz bir dağıtım kullanmanız yönünde.

KDE diğer masaüstü ortamlarına da benzetilebiliyor. Bu çok iyi bir özellik ancak her dağıtımda aynı kalitede çalıştırılamaması sıkıntı oluşturabiliyor. Ama kesinlikle diğerleri arasında kullanılabilirlik açısından çok ileri seviyede. Ayrıca dağıtımların KDE’ye sevgi göstermemesi sebebiyle yeni kullanacak biri Mint’in KDE versiyonunu deneyebilir. Ya da yukarıda bahsettiklerimle biraz uğraşabilir.

KDE çok iyi ancak kendinizi ait hissettiğiniz bir ortamı oluşturmak için uğraşmanız gerekebiliyor. Bu da vakti olmayan biri için iyi değil. KDE’nin en güçlü olduğu özelliği malesef en zayıf yönü aynı zamanda. Gözümde en iyi masaüstü olarak kalıyor KDE ama şu karmaşıklık işini çözmeleri Linux masaüstünü kurtaracak hamle olabilir. Ancak şu haliyle yeni kullanıcıları korkutma potansiyeline sahip. Tarayıcıda Google gelmeyince korkup bilgisayarı kapatan biri için oldukça karmaşık.

GNOME için hiç iyi şeyler düşünmüyordum. Sonra 3.8 sürümüyle biraz toparladılar classic’i geri getirdiler ve yeni özelliklerle birleştirdiler çünkü. Ancak geliştiricilerin tavırları sayesinde tekrar tiksindim kendisinden. Terminal’in arkaplanını transparan yapmak isteyen kullanıcının açtığı hata kaydına çok güzel bir cevap verdiler. “NO”. Sonra kullanıcı yapılan saçmalığı başka sitelerde paylaşınca bugzilladan atıldı. Hatta bu olayı paylaşan herkesi atmaya başladılar. Sonuç olarak zaten kızgın olan insanları kızdırmaya devam ettiler. Ben de malesef bu gruptayım. Görünümde yaptıkları güzel şeyler olmasına rağmen kullanımın neredeyse imkansız bir masaüstü oluşturmaları beni benden almıştı. Üzerine bu çok güzel oldu çok da iyi oldu. Dolayısıyla bu durum değişmediği sürece GNOME’dan bir şey olmaz. Bence… Tabi daha sonra bu sözlerimden pişmanlık duyabilirim o ayrı konu :D

Cinnamon yeni bir kullanıcı için gelinebilecek en güzel ortamlardan biri. Kolay kurulum, kolay kullanım ve az sıkıntılı bir ortam. Kullanılabilecek en iyi ortamlardan biri. Biraz kalite eksiği var elbette. Ama daha çok yeniler umarım var olan şeyleri tekrar oluşturma olayını çabuk bitirip kendine has özellikler geliştirebilirler. Yoksa şu ana kadar yapılan işler boşa kürek çekmek olabilir. Bunun dışında çok genç olması sebebiyle benim için biraz zayıf ama listemde üst sıralarda.

Unity Canonical’ın kapalı geliştirme politikası sebebiyle oldukça canımı sıkmakla beraber yaptıkları işler oldukça güzel. Ubuntu öntanımlı olarak en güzel görünen masaüstü bence. Unity’yi gözönüne alıp ekranı tam ortadan dikine bölüp sol tarafa, başlatıcı simgelerinin olduğu tarafa bakınca tasarımla ne kadar uğraşıldığını anlayabiliyorsunuz. Aynı görüntüyü KDE ile elde etmek mümkün. Ancak görsel tasarımla uğraşan biri için hemen kavranabilecek bir değişiklik son kullanıcı için o kadar kolay olmayabiliyor. Tasarımcı bir logoya baktığında ışığın gelişi, gölgeler ve çeşitli adını unuttuğum efektlerin nasıl uygulandığını anlayabiliyor ancak son kullanıcılar daha çok logodaki şekil ve renklere odaklanıyoruz. Kendimiz aynı etkiyi yaratmaya çalışınca mutlaka eksik bir şeyler kalıyor. En azından benim için böyle. Üst paneldeki simgeler içinde aynı durum geçerli. Ancak ekranın sağ tarafında (çok bir şey yok aslında sağ tarafta) menülere tıklayıp dolaştığınızda font ve tema hariç o kadar uğraşılmadığını farkediyorsunuz. Canonical her sürümde ufak değişiklikler yapıp belli bir kaliteye ulaşmak istiyor anladığım kadarıyla. Apple’ın yaptığına benzer bir şey yapmaya çalışıyor yanlış anlamadıysam. Ancak açık geliştirilse çok daha hızlı devam edebilecek işleri kapatarak oldukça yavaş devam ediyorlar. Firefox OS ile Ubuntu Touch’ın hangisinin daha çok destek aldığını karşılaştırarak ne demek istediğimi anlayabilirsiniz. Kendi klavye kısayollarına alışırsanız kullanım sorunlarını da bir nebze aşabiliyorsunuz ancak bir KDE değil tabi ki.

LXDE-XFCE-MATE ortamlarına mecbur kalmadıkça yaklaşmıyorum. Tamamen güzel görünmeme ve özellik eksikliğinden kaynaklanıyor. Eski ya da yavaş bir makine varsa elbette çok iyiler. Aynı şekilde workstationlar için de çok iyiler çünkü sürümlerde az değişiklik oluyor. Özellikle MATE workstationlarda çok iyi bir tercih olabilir.

Karanlık Taraf

Windows tarafına baktığımızda ise Windows 8’in hipsterlar için üretildiğini görebilirsiniz. Çünkü klavye kullanırken bir anda ekrana dokunmanızı gerektirebilecek hareketleri mevcut yeni nesil dizüstülerde. Bu da daktilodaki alt satıra geçme ile aynı hareketi yapmanız anlamına geliyor.

Windows 7’de ise durum daha iyi tabi kullanıcı açısından. Hipster olmaya zorlanmıyorsunuz çünkü. Fontları ayarlayacak bir truetype yazılımı var ki bu görünüm sıkıntısını oldukça çözen bir olay. Güvenlik, hantallık vs gibi yazılımsal sıkıntıları çok fazla bildiğiniz gibi. Ancak görünümde bazı iyi olduğu yanları var. Aslında Linux masaüstünden tek farkı hazır olarak ayarlanmış gelmesi. Onun dışında ben artı bir yanını göremiyorum.

Mac’te yanlış bilmiyorsam her sürümde azar azar ufak tefek değişiklikler geliyor. Görünüm yıllardır çok ciddi bir değişiklik yaşamadı ve size oldukça az değişiklik yaptırıyor. GNOME ve Unity’nin örnek aldığı model bu.

Bunlar dışında ciddi bir artıları yok bence. Bilenler aydınlatırsa sevinirim tabi ki.

Değerlendirme

Linux masaüstü şu an paramparça olmuş durumda. Hangi masaüstü diye sorulursa şu diyebileceğim bir cevabım yok. Duruma göre masaüstü seçme durumundasınız. Bu hem iyi hem kötü. Diğerlerinin arasından sıyrılıp biraz daha öne geçen bir masaüstü olup farklı durumlarda kullanılabilecek masaüstleri yaşamaya devam ederse Linux masaüstünde yürür gider bence.

Canonical’ın ve GNOME’un yaptığı gibi inovatif yeni özellikler, Unity’deki gibi üzerinde uğraşılmış tasarım, KDE’dekine yakın bir özelleştirme, KDE’deki toplulukçu yaklaşım, KDE’deki kullanım kolaylığı birleşirse ortaya güzel bir sonuç çıkabilir.

Bunu başarabileceğini düşündüğüm masaüstü KDE. Caledonia gibi bir tasarım + önceden yapılandırılmış kolay geridönülebilir bir paket. Belki fontlar ve GTK uygulamalarının görünümü için de bir şeyler düşünülebilir. Bazı dönüşümlerin kolaylaştırılması da çok iyi olabilir. Mesela Unity’ye benzer bir görünüm için işler kolaylaştırılabilir.

Not: Yazıyı yazdıktan sonra uzunca bir süre taslak olarak bekledi.bu sürede küçük bir şey ekleyeyim. KDE istiyorsanız openSUSE diyorum. Üstelik fontları bozamadım :D. 1-click install gibi güzel özellikleri de var. Bir şans verilmeli mutlaka.

Linux üzerinde LibreOffice derlemek

Düzenleme: Derleme sırasında Java ile ilgili kısımlarda bazı sorunlara rastlayabilirsiniz. Bu sorunlar yerelleştirme ayarlarıyla ilgili olacaktır büyük ihtimalle. İşletim sisteminizin dilini İngilizce yapmak sorununuzu çözecektir. İsterseniz derleyicinin dil ayarlarıyla da oynayabilirsiniz.

Bu yazıyı LibreOffice’i geliştirme amacıyla derlemek isteyenlere yönelik yazıyorum. Mutlaka İngilizce bilmek gerekiyor çünkü tüm geliştirme, evrensel olduğundan İngilizce yapılıyor. Geliştirici Wiki sayfasını kısaca Türkçeleştirmeye çalıştım.

Geleceğe not:Yazının yazıldığı tarihi göz önüne alarak güncelliğini Geliştirici Wikisinden kontrol edebilirsiniz..

1 – Disk boyutu

LibreOffice büyük bir proje. Kodların kendisi 1,5 GB civarında. Debug sembolleriyle birlikte tüm proje derlendiğinde 25 GB civarı oluyor.  Tabi tüm projeyi debug sembolleri kapalı olarak derleyip işinize yarayacak modülü tekrar debug sembolleriyle derleyebilirsiniz. Ancak yeni başlayacaklara yapıyı anlayana kadar tüm debug sembolleri açık derleme yapmanız.

2 – Bağımlılıklar

Programın derlenmesi için bir takım bağımlılıklara ihtiyacımız var. Wiki sayfasında dağıtımlara yönelik bağımlılıklar verilmiş elbette. Ben Ubuntu ve Fedora için olanları yazıyorum. Ayrıca Fedorada “devel” paketlerine ihtiyacımız olacak.

sudo yum install gcc-c++ ant java-devel junit4 flex bison perl-Archive-Zip \
gtk2-devel freetype-devel gstreamer-devel autoconf gperf libXaw-devel \
GConf2-devel gnome-vfs2-devel cups-devel gstreamer-plugins-base-devel

Bağımlılıklar için:

Fedora:
sudo yum-builddep libreoffice

Ubuntu:
Yazılım merkezinden kaynak depolarının açık olduğuna emin olun.
sudo apt-get build-dep libreoffice

Ayrıca tüm dağıtımlar için ccache git ve doxygen paketlerini kurun. Yamaları göndermek için git, ikinci derlemede hız kazanmak için ccache kullanıyoruz. ccache özellikle önemli çünkü derleme sonuçlarını tutarak bizi gereksiz işlemden ve vakit kaybından kurtarıyor. İkinci derleme esnasında sadece değişen kısımları yeniden derliyor ve yaklaşık 10 dk’da derlemeyi bitirebiliyoruz.

3 – Kaynak kodları indirmek

Git kullanarak “core” deposunu indiriyoruz. Derleme yapacağınız dizine konsol üzerinden ulaşıp şu komutu vermeniz yeterli.

git clone git://gerrit.libreoffice.org/core libo

Son olarak indirdiğimiz klasörün de içine giriyoruz konsoldan. Derleme esnasında verdiğimiz parametrelere bağlı olarak gerekebilecek alt modülleride indiriyoruz.

make fetch

4 – Autogen.sh

Bu aşama her şeyin doğru olup olmadığını kontrol eden ve doğruysa verilen parametrelere göre derleme için gereken ayarları yapan kısımdır. Sadece şu kod yeterli olacaktır. Özel olarak verilebilecek parametrelere wikiden bakabilirsiniz. Son ayarları da okuduktan sonra gerekli parametrelerle bu komutu verin.

./autogen.sh --enable-dbgutil --without-junit

5 – Son ayarlar

ccache’in tutacağı alanı arttırmak iyi bir fikir olabilir.
ccache --max-size 32G

Daha hızlı derleme yapabilmek için autogen.sh kısmında –with-parallelism parametresini eklemek derleme zamanını azaltacaktır. Makinenin daha fazla thread oluşturması ve işlemcileri sonuna kadar kullanması için bu parametreyi kullanabilirsiniz.

Ben rastlamadım ama “epm not found” ya da “no package found gnome-vfs-2.0” hatalarının çözümüne buradan ulaşabilirsiniz. https://wiki.documentfoundation.org/Development/Native_Build#rpm_not_found.2Fant_not_found.2Fno_package_gnome-vfs-2.0

Fedora’da derleme yapıyorsanız –enable-gio parametresini kullanmanızı öneririm. Ayrıca Autogen sırasında büyük ihtimalle yaşayacağınız “gstreamer” sorunu için iki çözüm var. İlki Fedora’nın tercih ettiği gstreamer sürümünü kullanmak bunun için gerekli parametreler “–disable-gstreamer-0_10 –enable-gstreamer“, ikincisi LibreOffice’in tercih ettiği sürümü kullanmak bunun için de “gstreamer-devel gstreamer-plugins-base-devel” paketlerinin kurulu olması gerekiyor.

6 – Derleme

make 2>&1 | tee build.log

Komutuyla derlemeye başlıyoruz. Hata oluşması durumunda build.log dosyasını kullanabilirsiniz. Kayıt tutmak istemiyorsanız sadece make komutunu verebilirsiniz.

LibreOffice kaynak kodunun olduğu klasördeki alt klasörlerin hemen hemen her biri birer modüldür. Derleme esnasında bu çıkacabilecek sorunların çözümü için hangi modülde sorun olduğunu bulmamız gerekiyor. Çıktıyı dikkatli incelemek bunun için gerekli.

İstersek tek bir modülü de derleyebiliriz.

make modüladı.clean
make modüladı

“Sometimes s*** just happens.”
Başka çaremizin kalmadığı durumlarda da en baştan derleme yapmak zorunda kalabilirsiniz.

make clean && make

7 – Derlenen programı çalıştırma

Öncelikle

make dev-install -o build

ile programı yüklüyoruz. Yalnız yüklemeyi sisteme değil /install/program klasörüne yapıyor. Buradaki “soffice.bin” dosyasını çalıştırdığımızda Libreoffice’in son hali önümüzde duruyor.

Buradan sonrası artık size kalıyor. Bu aşamaları geçerseniz Wiki’den takip edeceğiniz daha az yer kalıyor. Git komutları, yama oluşturma ve yollama ve EasyHacks sayfalarına gömülüp geliştiricilik aşamasında ilk katkınızı vermeye odaklanabilirsiniz.

Fedora’da bir kaç ayar

Fedora’ya geçişim esnasında bazı ayarları ve yöntemleri internetten araştırmak zorunda kaldım. Genelde olduğu gibi burada da yeterli sayıda Türkçe kaynak yok.

Öncelikle Fedora’nın KDE özelleştirmesini(Fedora KDE Spin) kullanıyorum. Fedora 18’de yeni bir yükleyici kullanılıyor. Benim de dahil olduğum pek çok kullanıcı için sorun çıkardığı için Fedora 17 üzerinden güncelleme yaptım.

Nvidia Optimus gibi çift ekran kartı ya da Broadcom wireless kartınız varsa internette biraz daha arama yapın. Zira yazıda bu konulara ilişkin içerik yok.

Fedora 17’den 18’e güncelleme

Önce Fedora 17’nin .iso uzantılı kalıp dosyasını bulmam gerekiyordu. Fedora’nın Torrent sayfasından 64-Bit KDE olanını indirdim. Kalıp dosyasını USB ya da DVD’ye yazdırıp yükleme yapabilirsiniz. USB’ye yazdırmak için Unetbootin kullanabilirsiniz(Unetbootin ile ilgili Google’da arama yapabilirsiniz.). Fedora’yı yükledikten sonra GRUB önyükleyicisinde Ubuntu görünmemeye başladı bende. Kurulumdan sonra GRUB girdilerini elle kurtarmanız gerekebilir.

Fedora 17 sisteminizi güncelleyin. Arayüz üzerinden güncelleyebilirsiniz. Konsol üzerinden yapmak için :

su -c "yum update"

Güncelleme yeniden başlatma gerektiriyorsa yeniden başlatın.

Buradan sonraki işlemler veri kaybı riski taşımaktadır ve sorumluluk size aittir.Yedek aldığınızdan emin olun.

Fedora 18’e “FedUp” adlı bir program ile geçiş yapıyoruz. Bunun için “testing” deposundan uygulamayı yüklememiz gerekiyor. Konsoldan tek komutla bunu yapabiliyoruz.

su -c "yum --enablerepo=updates-testing install fedup"

FedUp yüklendikten sonra

su -c "fedup-cli --network 18 --debuglog fedupdebug.log"

Bu işlem internet üzerinden Fedora 18 paketlerini yükleyecek ve fedupdebug.log dosyasına bir kayıt tutacaktır. Bir hata oluşması durumunda bu log dosyasından yararlanabilirsiniz.

İşlem hatasız tamamlandıysa yeniden başlatın. GRUB önyükleyicisinde “System Upgrade” gibi bir girdi ve altında diğer işletim sistemleriniz görünecektir. “System Upgrade” girdisini seçince uzunca bir süre güncelleme yapacak ve sonunda yeniden başlatacak. Plymouth Arayüzünden çıkıp yapılan işlemleri görmek için bu esnada yön tuşlarını ya da “Esc” tuşunu kullanabilirsiniz.

Güncelleme tamamlanınca hala Fedora 17 açılıyorsa GRUB2’yi elle güncellemeniz gerekebilir.

Son olarak

su -c "yum distribution-synchronization --disablepresto"

EasyLife

easyLife paketi kurulum sonrası Flash Player, Kodek paketleri, sahipli ekran sürücüleri vs gibi paketleri içeren depoları açan ve seçtiğiniz paketleri yükleyen bir araç. Kendi sitesinden Fedora 18 paketini kurup buradan istediğiniz paketi yükleyebilirsiniz.

Kendi bilgisayarımda edindiğim tecrübeye dayanarak, çok fazla grafik işlemi gerektirecek bir uygulama kullanmayacaksanız Nvidia kartlar için sahipli sürücüye gerek olmadığını söyleyebilirim.

Bazı paketler

easyLife’ı bir kere çalıştırdıysanız kullanıcı depoları sisteminizde açılmış demektir. easyLife üzerinden istediğiniz paketleri kurduktan sonra kurmanızı önerdiğim bazı paketler var. eğer Sun Java’yı kurduysanız aşağıdan openjdk paketlerini çıkarabilirsiniz.

su -c "yum install gstreamer-plugins-bad gstreamer-plugins-bad-free-extras gstreamer-plugins-bad-nonfree gstreamer-plugins-ugly gstreamer-ffmpeg unrar java-1.6.0-openjdk java-1.6.0-openjdk-plugin yum-plugin-fastestmirror"

Paketleri arayüz üzerinden de kurabilirsiniz. Kısaca açıklayacak olursam bu paketlerden gstreamer – ön ekine sahip olanlar kodek paketleri , unrar .rar paketlerini açabilmek için gereken paket yum-plugin paketi de en hızlı sunucuyu otomatik bulan bir eklenti.

Ayrıca LibreOffice, Firefox önceden yüklü gelmiyor. bu paketler için elle yükleme yapmanız gerekiyor. Müzik oynatıcı olarak Clementine ve video oynatıcı olarak VLC’yi önerebilirim. Tabi ki burası sizin zevkinize kalmış.

Görünüm

Bu kısıma kişilerin tercihine kalmış tabi ki. İstediğiniz gibi panellerin, widget’ların yerini değiştirip kendi masaüstünüzü ayarlayabilirsiniz.

Kendi bilgisayarımda geleneksel çizgiye yakın özelleştirmeler yaptım. KFaenza simgeseti, SlimGlow masaüstü teması ve Forman pencere dekorasyonu kullanıyorum. KFaenza’yı kullanıcı depoları eklendikten sonra depolardan kurabilirsiniz.

Sonuç

masaüstü1 masaüstü2

Kullandığım kaynaklar:

http://cristalinux.blogspot.com/

https://fedoraproject.org/wiki/FedUp

http://www.dedoimedo.com/computers/fedora-17-kde.html

Fedora’ya Geçiş

2 yılını doldurmak üzere olan Linux maceramda farklı dağıtımlar kullandım. Kimisi mecburi, kimisi farklı tatlar almak için yaptığım denemelerdi. Kimisi sadece denemek için oldu kimisinde uzun zaman geçirdim. En çok Pardus ve Ubuntu’da vakit geçirdim. Pardus ilk tanıştığım Linux dağıtımıydı. Pek çok şeyi öğrendiğim dağıtım Pardus’tu. Ubuntu’da vakit geçirmemin sebebi ise daha “stabil” bir dağıtım olmasıydı.

Ubuntu’dan Fedora’ya geçişimin birkaç sebebi var. Bunlardan biri Ubuntu’nun Özgür Yazılım olayını geri plana atmaya başlaması. Özgür alternatifi olmayan yerlerde mecburen kapalı kaynaklı yazılımlar kullanabiliyorum. Ancak Özgür versiyonu işimi görüyorsa kapalısını tercih etmiyorum. Fedora, Ubuntu’ya göre Özgürlüğü önplana çıkaran ve önemseyen bir dağıtım. Hatta kendi depolarında kapalı yazılımları barındırmıyor.

İkinci sebebim ise kararlılık. Geliştirdiğim yazılımlar yavaş yavaş farklı gereksinimlere ihtiyaç duymaya başladıkça kararlılık benim için önemli olmaya başladı. İki pencere arasında geçiş yaparken masaüstünün çökmesi gibi sorunlar konsantrasyonunuzun ciddi anlamda dağılmasına sebep olabiliyor. Bu da istenmeyen bir durum haliyle.

Üçüncüsü ise kullanışlılık. Unity ile sürükle bırak işlemi için bile birkaç takla atmak gerekiyor. Benzer sorunlardan dolayı masaüstü ortamı olarak KDE’ye geri döndüm.

Kubuntu, Chakra, Arch veya başka bir dağıtımda KDE kullanabilirdim ancak daha az konfigürasyon gerektirecek ve KDE’nin düzgün çalışacağı bir dağıtım kullanmak istedim. Diğer seçeneklerim arasında Fedora önplana çıktı böylece.

Geçiş esnasında ise Firefox, Thunderbird, VLC, LibreOffice paketlerini, yüklü gelen ve aynı işi yapan paketlerin yerine yükledim. Kullanıcı depolarından Flash Player, Görünüm özelleştirmesi için gerekli paketler ve birkaç kodek dışında pek paket yüklemedim. Birde Fedora 18’in yükleyicisi biraz sorun çıkardığı için Fedora 17 üzerinden 18’e geçiş yaptım.

Şimdilik yazılım geliştirmeye başlamadım. Sorunlarla karşılaşırsam çözümlerini burada paylaşırım.

%d blogcu bunu beğendi: